Eylül, bir gün resim sınıfında neşeli bir sabaha başladı. Etrafta hafif bir esinti vardı; kuşların sesleri duyuluyordu.
O günün en ilginç şeyi renkli boyalar oldu. Eylül, onu görünce merakla yaklaştı ve dikkatle inceledi.
Ama küçük bir sorun vardı: mavi boya yalnızca bir kutudaydı. Eylül önce ne yapacağını bilemedi.
“Bunu çözmek için acele etmem gerekmiyor,” diye kendi kendine fısıldadı. Derin bir nefes aldı.
Önce iki resim için gereken miktarı düşündü. Bu deneme ona sorunu biraz daha iyi anlaması için zaman verdi.
Tam o sırada Defne yanına geldi. “Birlikte düşünmek ister misin?” diye sordu.
“Evet, çok isterim,” dedi Eylül. İkisi birbirini dikkatle dinledi ve farklı fikirleri konuştu.
Sonunda Eylül, boyayı küçük kaplara paylaştırdı. Bunu yaparken nazik ve dikkatli davranmaya özen gösterdi.
Bir süre sonra sorun çözüldü. Eylül hem rahatladı hem de kendi çabasından gurur duydu.
Günün sonunda iki ayrı deniz resmi oluştu. Eylül, o anı uzun süre hatırlayacağını düşündü.
O gün, paylaşılan şeylerin yalnızca eşyalar olmadığını; sevincin de paylaşılabildiğini öğrendi.